| Kafkasya'nın Gözbebeği KARS________________________________ Kars, Türkiye’nin Kuzey-Doğusunda yer alan güzel olduğu kadar anlılmaya değer bir ilimizdir. Erzurum-Kars platosu üzerinde olan il, deniz seviyesinden ortalama 1450 m yüksekliktedir. Kars, Kuzey Anadolu Dağları ile Güney Anadolu Dağlarının düğüm noktasıdır. Erzurum’un Kuzeyinden Çıldır gölü ötesine kadar uzanan sıradağların en belirgini Allahu Ekber (3125m) Dağlarıdır. Bu dağların batısında Çoruh ve Kür vadileri yer almaktadır. Şah Yolu Dağı, Ağrı Dağı’ndan Erzurum’un güneybatısına kadar uzanır. Tek Dağların hepsi ( Tekelti, Aladağ, Süphan, Kısır, Ilgar ) 2000m’nin üstündedir. Aygır gölü ve Çenkli olmak üzere iki gölü vardır.
Kars Adının Kaynağı ve Tarihi Araştırmalarda Kars’ın tarih öncesi çağlardan bu yana yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Kür ve Aras nehirleri boylarında yapılan kazılarda bunun izlerine rastlanmıştır. Kaba Taş, Yontma Taş ve Cilalı Taş devirlerinden itibaren yenleşme merkezlerinden oluşu yanında M.Ö. 9000-8000 yıllarından bu yana hayvan ehlileştirme ve tarım devirlerini de İnternetıştır. M.Ö. 5000-4000 yıllarında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yerleşen Hurriler Kars’ın bilinen ilk sakinleridir. Daha sonra güneyden gelen Urartular’ın egemenliğine geçmiştir. Urartular 2500 yıl küçük beylikler vasıtasıyla egemenliklerini sürdürmüşlerdir. M.Ö. 665 yılında Urartular, Kimer akınları sonucunda bölgeden çekilince hakimiyet İskitlere kalmıştır. İskit egemenliği M.Ö. 145 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten itibaren Partlar, İskit egemenliğine son vererek Türk Arsaklı-Karsaklı beyliğini kurmuşlardır. Kars adı da buradan doğmaktadır. Karsaklılar M.Ö. 2.yy dan itibaren M.S. 5.yy ortalarına kadar Kars’ta hüküm sürmüşlerdir. 430 yılında Sasanilere geçen bölge uzun süre Sasani, Bizans ve Araplar arasında savaş ilanı olmuştur. Bu kavimler arasında kısa süreli olarak el değiştirmiştir. 1064 yılında Selçuklu Türkleri tarafından fethedilerek Türk Şeddatlı Beyliği’nin emrine girmiştir. 1200 yılında Gürcü Atabeylerin eline geçen bölge 1239’da Moğollar tarafından tahrip edilmiştir. Moğollar Anadolu’dan çekilince 1406 yılında Karakoyunların, 1467 yılında Akkoyunların eline geçmiştir. Bu iki beyliğin savaşları Kars ve çevresini çok etkilemiştir. Yerleşme yerlerinin tahrip edilmesine ve nüfusun azalmasına sebep olmuştur. “Eyalet merkezi bir kenttir. Eyalet nüfusunun %62’si Müslüman ve Türktür. % 38’ini oluşturan Hıristiyan nüfus ise, Ermeni, Rus (Malakan) ve Rum kökenlidir. Rus topraklarına katıldığı zaman Müslüman nüfusun büyük bir bölümü göç etmiştir. Eyalet, Kars, Ardahan, Oltu ve Taştınak kazalarından oluşur. 1918’e kadar kırk yıl Rus işgalinde kalan Kars, 1918 de tekrar alınmış, altı ay sonra Mondros Mütarekesi gereği ordunun çekilmesi üzerine Kars kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Ordunun desteğinden mahrum kalan Karslılar; Milli şura, Cenub-i Garb-i (Günay Batı) ) Kafkas hükümetini kurarak mücadeleye devam etmişlerdir. 30 Ekim 1920 de Kazım KARABEKİR komutasında ki Türk Ordusu Kars’ı alarak tekrar Türk topraklarına katmıştır. Aygır Gölü: Susuz ilçesinin batısında 3 km2’lik bir alana yayılmıştır. Güneybatı-Kuzeybatı doğrultulu gölün çevresindeki tepeler basamaklar şeklinde göle iner. En derin yeri 30 m olan Aygır Gölü kar suları ve dibindeki kaynaklarla beslenir. Kışın donan suların İlkbaharda erimesi sırasında göl içindeki havanın geri tepmesi, ak kişnemesine benzer bir ses çıkmasına sebep olur. Gölü ismini buradan almaktadır. Suyu tatlıdır. Çenkli-Çengli-Çengili Gölü: Arpaçay: Arpaçay Aras'ın önemli bir koludur. İlin Sovyetler Birliği sınırını oluşturacak şekilde akar. Kaynağını Sovyetler Birliği topraklarından almasına karşın önemli bölümü Kars ili alanında akar. Karahan Çayı ve Kars Çayı'da Arpaçay’a dökülür. Arpaçay dana sonra Aras ırmağı ile birleşir. Kars çayı : Sarıkamış Kars platosu ile Allahuekber Dağları, Kısır Dağı, Çıldır Gölü ve Akbaba Dağı arasında kalan havzaların sularını toplar. Tarihi ve Turistik Yerleri: Kars kültür yönünden köklü temellere dayanmaktadır. M.Ö. 9000 yıllarına kadar uzanan tarihi geçmişi üzerinde bir çok uygarlığa analık etmiş, bir çok uygarlığı büyütmüştür. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Dünyada Anadolu ne ise, Kars odur. Günümüzde de bu zenginliğin izlerini görmek mümkündür. Eski çağlardan beri çeşitli kavimlerin hakimiyeti altında kalan Kars’taki tarihi eserler, bir taraftan çeşitli istilalar, diğer taraftan depremler dolayısıyla büyük ölçüde tahrip olmuştur. En büyük tahribat Timur orduları ve Ermeniler tarafından yapılmıştır. Bilhassa Ermeniler, Bölgede Türklerin izlerini silmek için sanat eserlerini bilinçli bir şekilde tahrip etmişlerdir. Kars Kalesi: 12. yüzyılda 1152 Saltuk oğullarından Sultan Melik İzzeddin’in emriyle veziri Firuz Aka yaptırmıştır. Bunu 16. Asırdaki büyük onarımda ele geçen ilk inşa kitabesinden öğreniyoruz. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, dört köşe beyaz mermer üzerine Arapça yazıyla yazılmış bir kitabe çıkmış, Lala Mustafa Paşa bunu dış surun, kıbleye bakan kapısına koydurarak muhafaza etmiştir. Saltukoğulları'ndan sonra Selçuklular devrinde onarımlar görmüş olan kaleye bazı ilaveler yapılmıştır. 1386 tarihinde Timur tarafından tahrip edilen Kars kalesi uzun müddet harap bir vaziyette kalmıştır. 1579 yılında III. Murat’ın emriyle Sadrazam Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Bugün ayakta duran kaleye Osmanlı eseridir diyebiliriz. Kale 17.ve 19. Yüzyıllarda iki büyük onarım daha görmüştür. İç kale ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiş olan kalenin 220 burç ve kulesi vardır. İç sur 3500 m. Hisar ve hendeklerin toplamı 27000 metredir. Üç kapısı vardır. Bunlar; Hakim bir tepede kurulmuş olan kale, Kars şehrinin sembolü haline gelmiştir.
Ani Şehri: 1044 tarihinde Bizans hakimiyetini kabul eden Ani 1064’te Alparsalan tarafından fethedilmiştir. Alparslan burayı yerli Şeddadiler'e bağışlamış bu beylik zamanında Ani çok gelişmiştir. 1224’te şehir Gürcüler tarafından ele geçirildi ve bir Ermeni ailesine tımar olarak verildi. 1239 da Moğullar aldılar, 1319 tarihinde şiddetli bir deprem Ani'yı bugünkü manzarasına getirmiştir. Havariler Kilisesi (Kümbet Cami): Bağratlı sülalesi zamanına ait bir kilise olup Kral Abbas II. Takvor tarafından 932-937 yılları arasında 12 havari adına inşa ettirilmiştir. 1579 yılında camiye çevrilmiş ve Selçuklu Kümbetlerine benzer kubbe yapısı dolayısıyla vakıf kayıtlarına Kümbet cami olarak geçmiştir. Müze: Hitit, Urartu, İskit, Roma, Bizans, Ermeni ve Selçuklu medeniyetlerine ait muhtelif arkeolojik eserler bölgenin etnografik eserleri teşhir edilmektedir. Ayrıca zengin bir sikke koleksiyonu vardır. Ulu Cami: Paşa Sarayı: 1579 Yılında beylerbeyi sarayı olarak yapılmıştır. Osmanlı devleti sivil mimarisinin güzel ve ilgi çekici eserlerinden bir olan bu yer, 1828 Osmanlı-Rus savaşında yıkılmış olup bugün harap bir durumdadır. Taş Köprü: 16. Asırda (1579) da yapılmış, Kars suyunun iki kıyısına birleştiren üç gözlü bir köprüdür. Bugün hala kullanılmaktadır. Yusuf Paşa Cami: 1663 yılında Seyyid Yusuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bugün aynı adla mahallenin camisi olarak ibadete açıktır. Bunlardan başka şehir merkezinde büyük ve küçük Abdi Ağa, Hacı Veli ve Ali Ağa camileri ile kale içinde Cemal Baba, Evliya cami haziresinde Hasan-ı Hırkani türbeler, Namık Kemal’ın dedesi Abdullatif Paşa ile oturmuş olduğu, taş köprüye bitişik ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı binası gibi tarihi yapılar vardır. Yine, Taşköprü civarında halen kullanılmakta olan 17 ve 18. Asırlardan kalma, İlbeyoğlu, Mazlumağa (Topçuoğlu) ve Cuma Hamamları bulunmaktadır. Evliya Cami: 1579 büyük onarımı esnasında yapılan camilerin en önemlisidir ve III. Murat adına yapılmıştır. 1604 ve 0628 de tahrip edilmişse de yeniden yapılmıştır. Bugün ibadete açıktır. Surlar: 977-987 yılları arasında inşa edilmiştir. Oğuzlar şehri aldıktan sonra onarım görmüştür. Çok sağlam olan surların büyük kısmı bugün ayaktadır. Katedral: Yirmi üç yılda (987-1010) ancak yapılıp tamamlanabilen bu muhteşem eser 1064'de Alpaslan tarafından, fetih sembolü olarak camiye çevrilmiştir ve Fethiye Cami adını almıştır. Sonradan tekrar kiliseye çevrilen yapı şehirle birlikte terkedilmiştir. Menuçhr Cami: Şeddadilerden Ebu Suca Menuçehr tarafından Selçuklular adına inşa ettirilmiştir. (1072) Anadolu’daki ilk Türk-İslam eserlerindendir. Ebül Muhammeram Cami: 1195 tarihinde inşa edilmiştir. Kubbe süsleri ve değişik sitildeki mimarisiyle çok ilgi çekici bir eserdir. Minare değişik renkte taşlarla yapılmış olup yukarı kısmında kabartma bir at nalı ve “Bismillah” ibaresi vardır. Halen dış avlu veya son cemaat yeri ile mihrap kısmı yıkıktır. Saray: Şehrin batı yamacındadır. Üç katlı yapı olan bu eser Türk-İslam sanatının en güzel örneklerinden biridir. Bilhassa portal ve cephe duvarının süsleri de dikkate değerdir. Aiz Greguar Kilisesi: Anı şehrinde bulunana Gatik kilisesi, III. asırdan kalma bir gürcü kilisesi, Arpaçay kıyısında rahip ve iki manastır on yıllarda ki kazılarda meydana çıkarılan Selçuklulara ait iki hamam, mağara şeklinde kiliselerle kaya mezarları vardır. Son yıllarda yapılan kazılarda buluntuların büyük kısmı il müzesinde teşhir edilmektedir. Yılların, tabiatın ve cahil insanların amansız tahribatı, Ani’deki eserleri yavaş yavaş erimeğe mahkum etmiştir. Fakat bu yerin, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon faaliyetlerine başlanılacağı öğrenilmiştir. Çok yakın bir gelecekte Anı şehrinin Turistlerin dikkatini çeken yerlerden biri olacağına inanıyoruz. Kafkasya'nın Anadolu’ya açılan kapısı özelliğini taşıması bakımından Kars, Saka-İskit devrinden günümüze mozaik bir kültür çizgisi çizmektedir. Türk Tarihi ve Edebiyatı'nın büyük kaynaklarından tutunda, Dede Korkut hikayelerinin doğuş ve yayılışı da Kars topraklarından olmuştur. Gelenek, görenek, halk hikayeciliği, maniler, türküler, ozanlık ve benzeri şeylerde görülen değişiklik ve zenginlik, bugün Türkiye’mizin hiçbir ilinde görülmemektedir. Bu zenginlik Kars’ın eski bir yerleşim merkezi olması, çeşitli kavimleri (Çeşitli etnikleri) çeşitli zamanlarda bünyesinde barındırması ve belirttiğimiz gibi misafirperver bir kapı özelliği taşımasıyla pek ilintilidir.Kurtuluş savaşında yöre halkının en destansı direnişi göstermesi, belki de bu bilincin yansımasıydı. İlçeleri: Selim: 40 YIL Rus işgalinden sonra, 1920’de Türkiye topraklarına katılan selin 1957 yılında ilçe oldu. Susuz: Cılavuzdere düzlüklerinde Paleotik döneme ait buluntular elde edilmiştir. Daha önce Kars'a bağlı bir bucak merkezi olan susuz, 1959 yılında ilçe durumuna getirildi. İlçe merkezi Cılavuz köyündedir. Clavuz kölünde ayrıca öğretmen okulu vardı. Digor: III. yy.’ın sonlarında Arsaklı boyundan Tiridat, soydaşlarının bir bölümünü bu yöreye yerleştirmiştir. Eskiden Tekor ya da Doğor anılmaktaydı. Digor 1953'te ilçe durumuna getirildi. Kağızman: Yörenin güneyindeki Mısır Dağı düz yerleşme yerlerinde Kalkolitik dönem özelliklerini taşıyan buluntular elde edilmiştir. III. yy.’da Tiridat, kendi soyundan gelen Karsaklı oymaklarının bir bölümünü de Kağızman yöresine yerleştirmiştir. Sasanlı Kralı Şahpur, Karsaklı topraklarına saldırınca çok sayıda Karsaklı, yine Kağızman kalesine sığınmıştır. Ancak Karsaklılar Roma ve Mamtkon aşiretinden aldıkları desteğe karşın yenik düşmüşlerdi. (3709) 5.yy. da yörede Kamsaranan aşireti İnternetaktaydı. 1878 de Rus işgalinden sonra 1920 de Türkiye’ye katılmıştır. |