Kafkasya'nın Gözbebeği KARS________________________________






Yüzölçümü
: 9.442 km2
Nüfusu: 352.519
Merkez nüfusu : 78.455
Nüfus yoğunluğu: km2 ye 37 kişi
Yıllık nüfus artışı: % 6.24
Komşu olduğu iller
: Erzurum, Ardahan, Iğdır.
İl trafik kodu
:36
İlçeleri         
: Arpaçay, Akkaya, Digor, Kağızman, Selim, Susuz, Sarıkamış’tır.

  Kanadalıların Kars Hayranlığı
  Madalyalı Şehrimiz Kars 
  Sarıkamış destanı, dramı...
  Kristal Şehir Sarıkamış
  Krallar Diyarı ANİ
 

İlin merkezi Kars, Aras ırmağının kollarından Arpaçay’a karışan Kars suyunun sağ doğu kıyısında kurulmuştur. Eski Kars ve yeni Kars olmak üzere iki kesimden oluşur. Eski Kars, kuzeyde bir tepe üstündeki Kars Kalesi’nin çevresinde yer alır ve çekirdeğini "Kaleiçi" mahallesi oluşturur. Bu mahallenin doğusundaki "Bayrampaşa Mahallesi"ne aynı adla geçilir. Kalenin batıya açılan Kars suyu üstündeki Taşköprü'ye yakın olan kapısına “Su kapısı” adı verilmiştir. Ortakapı adı verilen kapıda Eski Kars’ı, güneydeki yeni Kars’la birleştirir.  1878 den sonra kurulan bu yeni kesim, ovaya doğru yayılır. Düzenli bir plana göre kurulan sokak ve caddeleri birbirine dik olarak kesen yeni kesim ile, dar ve zigzaklı sokakların bulunduğu eski kesim aralarındaki büyük fark ilk bakışta dikkati çeker.

Kars, Türkiye’nin  Kuzey-Doğusunda yer alan güzel olduğu kadar anlılmaya değer bir ilimizdir. Erzurum-Kars platosu üzerinde olan il, deniz seviyesinden ortalama 1450 m yüksekliktedir. Kars, Kuzey Anadolu Dağları ile Güney Anadolu Dağlarının düğüm noktasıdır.  Erzurum’un Kuzeyinden Çıldır gölü ötesine kadar uzanan  sıradağların en belirgini Allahu Ekber (3125m) Dağlarıdır. Bu dağların  batısında Çoruh ve Kür vadileri yer almaktadır. Şah Yolu Dağı, Ağrı Dağı’ndan Erzurum’un güneybatısına  kadar uzanır. Tek Dağların hepsi ( Tekelti, Aladağ, Süphan, Kısır, Ilgar ) 2000m’nin üstündedir. Aygır gölü ve Çenkli olmak üzere iki gölü vardır.

 

Kars Adının Kaynağı ve Tarihi

Kars adının kaynağı, Valantur boyunun KARSAK OYMAĞI yöreye adını vermektedir. M.Ö. 130-127 yıllarında Kafkas dağları kuzeyinden ve Dağistan’dan gelerek Kars çevresinde yerleşmiş ve  buraya adlarını vermişlerdir. Bundan dolayı da  Türkiye'deki  en eski Türkçe il adı unvanına sahiptir. Mamafih belirtmekte yarar vardır ki  Kars ilimiz, 1855 Kars zaferi nedeniyle Anadolu’da  ilk şehir madalyası  unvanını alan il olma özelliğini de taşımaktadır. Divan-ı Lügat-i Türk’te Kars; Deve veya koyun yününden yapılan elbise, şal, kuşak, dokuma anlamındadır.

Araştırmalarda Kars’ın tarih öncesi çağlardan bu yana yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Kür ve Aras nehirleri boylarında yapılan kazılarda bunun izlerine rastlanmıştır. Kaba Taş, Yontma Taş ve Cilalı Taş devirlerinden itibaren yenleşme merkezlerinden  oluşu yanında M.Ö. 9000-8000 yıllarından bu yana hayvan ehlileştirme ve tarım devirlerini de İnternetıştır.

 

M.Ö. 5000-4000 yıllarında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yerleşen Hurriler Kars’ın bilinen ilk sakinleridir. Daha sonra  güneyden gelen Urartular’ın egemenliğine geçmiştir. Urartular 2500 yıl küçük beylikler vasıtasıyla  egemenliklerini sürdürmüşlerdir. M.Ö. 665 yılında Urartular, Kimer akınları  sonucunda bölgeden çekilince hakimiyet İskitlere kalmıştır. İskit egemenliği M.Ö. 145 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten itibaren Partlar, İskit egemenliğine son vererek Türk Arsaklı-Karsaklı beyliğini kurmuşlardır. Kars adı da buradan doğmaktadır. Karsaklılar M.Ö. 2.yy dan itibaren M.S. 5.yy ortalarına kadar Kars’ta hüküm sürmüşlerdir. 430 yılında Sasanilere geçen bölge uzun süre Sasani, Bizans ve Araplar arasında savaş ilanı olmuştur.  Bu kavimler arasında kısa süreli olarak el değiştirmiştir.

1064 yılında Selçuklu Türkleri tarafından fethedilerek Türk Şeddatlı Beyliği’nin  emrine girmiştir. 1200 yılında Gürcü Atabeylerin eline geçen bölge 1239’da Moğollar tarafından tahrip edilmiştir. Moğollar Anadolu’dan çekilince 1406 yılında Karakoyunların, 1467 yılında Akkoyunların eline geçmiştir. Bu iki beyliğin savaşları Kars ve çevresini çok etkilemiştir. Yerleşme yerlerinin tahrip edilmesine ve nüfusun azalmasına sebep olmuştur.

1535 yılından itibaren Kars Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır. 1568-1574 arasında bir sancak merkezi olan Kars, 1632’de eyalet durumuna getirildi. 1877-1878 (93 Harbi) Osmanlı- Rus Harbine kadar önce İranlılara sonra Ruslara karşı en büyük askeri üs olmuştur. 1876-77 yıllarında Rus işgaline uğrayan Kars uzun yıllar Rus’ların elinde kaldı. Kamus Ül-Alam’da Şemseddin Sami Kars’ı şöyle anlatır.

“Eyalet merkezi bir kenttir. Eyalet nüfusunun %62’si Müslüman ve Türktür. % 38’ini oluşturan Hıristiyan nüfus ise, Ermeni, Rus (Malakan) ve Rum kökenlidir. Rus topraklarına katıldığı zaman Müslüman nüfusun büyük bir bölümü göç etmiştir. Eyalet, Kars, Ardahan, Oltu ve Taştınak kazalarından oluşur.

1918’e kadar kırk yıl Rus işgalinde kalan Kars, 1918 de tekrar alınmış, altı ay sonra Mondros Mütarekesi gereği ordunun çekilmesi üzerine  Kars kaderiyle baş başa bırakılmıştır.  Ordunun desteğinden mahrum kalan Karslılar; Milli şura, Cenub-i Garb-i (Günay Batı) ) Kafkas hükümetini  kurarak mücadeleye devam etmişlerdir.

30 Ekim 1920 de Kazım KARABEKİR  komutasında ki Türk Ordusu Kars’ı alarak tekrar Türk topraklarına katmıştır.


Coğrafyası:


Kars, Türkiye’nin  Kuzey-Doğusunda yer alan güzel olduğu kadar bilinmeye değer bir ilimizdir. Erzurum-Kars platosu üzerinde olan il, deniz seviyesinden ortalama 1450 m yüksekliktedir. Kars, Kuzey Anadolu Dağları ile Güney Anadolu Dağlarının düğüm noktasıdır.  Erzurum’un Kuzeyinden Çıldır gölü ötesine kadar uzanan  sıradağların en belirgini Allahu Ekber (3125m) Dağlarıdır. Bu dağların  batısında Çoruh ve Kür vadileri yer almaktadır. Şah Yolu Dağı, Ağrı Dağı’ndan Erzurum’un Güney batısına kadar uzanır. Tek Dağların hepsi (Tekelti, Aladağ, Süphan, Kısır, Ilgar ) 2000m’nin üstündedir. Aygır gölü ve Çenkli olmak üzere iki gölü vardır.

Aygır Gölü: Susuz ilçesinin batısında 3 km2’lik bir alana yayılmıştır. Güneybatı-Kuzeybatı doğrultulu gölün çevresindeki tepeler basamaklar şeklinde göle iner. En derin yeri 30 m olan Aygır Gölü kar suları ve dibindeki kaynaklarla beslenir. Kışın donan suların  İlkbaharda erimesi sırasında göl içindeki havanın geri tepmesi, ak kişnemesine benzer bir ses çıkmasına sebep olur. Gölü ismini buradan almaktadır. Suyu tatlıdır.

Çenkli-Çengli-Çengili Gölü: Aladağın Kağızman ilçesine bakan yamaçlarında yer alır. Tatlı suları dipten beslenir. Gölde çeşitli tatlı su balık türleri İnternetaktadır. Kars’ta sınırlı olarak linyit ve kaya tuzu çıkarılır. Bitki örtüsü bozkırdır. Sarıkamış dolaylarında tümüyle sarıçamlarla kaplı ormanlar vardır.


İlin önemli akarsuları Arpaçay ve Kars çayıdır.

Arpaçay: Arpaçay Aras'ın önemli bir koludur. İlin Sovyetler Birliği sınırını oluşturacak şekilde akar. Kaynağını Sovyetler Birliği topraklarından almasına karşın önemli bölümü Kars ili alanında akar. Karahan Çayı ve Kars Çayı'da Arpaçay’a dökülür. Arpaçay dana sonra Aras ırmağı ile birleşir.

Kars çayı : Sarıkamış Kars platosu ile Allahuekber Dağları, Kısır Dağı, Çıldır Gölü ve Akbaba Dağı arasında kalan havzaların sularını toplar.

 

Tarihi ve Turistik Yerleri:

Kars kültür yönünden köklü temellere dayanmaktadır. M.Ö. 9000 yıllarına kadar  uzanan tarihi geçmişi üzerinde bir çok uygarlığa analık etmiş, bir çok uygarlığı büyütmüştür. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Dünyada Anadolu ne ise, Kars odur. Günümüzde de bu zenginliğin izlerini  görmek mümkündür.

Eski çağlardan beri  çeşitli kavimlerin hakimiyeti altında kalan Kars’taki tarihi eserler, bir taraftan çeşitli istilalar, diğer taraftan depremler dolayısıyla büyük ölçüde tahrip olmuştur. En büyük tahribat Timur orduları ve Ermeniler tarafından yapılmıştır. Bilhassa Ermeniler, Bölgede Türklerin izlerini silmek için sanat eserlerini bilinçli bir şekilde tahrip etmişlerdir.

Kars Kalesi: 12. yüzyılda 1152 Saltuk oğullarından Sultan Melik İzzeddin’in emriyle veziri Firuz Aka yaptırmıştır. Bunu 16. Asırdaki büyük onarımda ele geçen ilk inşa kitabesinden öğreniyoruz. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, dört köşe beyaz mermer üzerine Arapça yazıyla yazılmış bir kitabe çıkmış, Lala Mustafa Paşa bunu dış surun, kıbleye bakan kapısına koydurarak muhafaza etmiştir. Saltukoğulları'ndan sonra Selçuklular devrinde onarımlar görmüş olan kaleye bazı ilaveler yapılmıştır.

1386 tarihinde Timur tarafından tahrip edilen Kars kalesi uzun müddet harap bir vaziyette kalmıştır. 1579 yılında III. Murat’ın emriyle Sadrazam Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Bugün ayakta duran kaleye Osmanlı eseridir diyebiliriz. Kale 17.ve 19. Yüzyıllarda iki büyük onarım daha görmüştür.

İç kale ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiş olan kalenin 220 burç ve kulesi vardır. İç sur 3500 m. Hisar ve hendeklerin toplamı 27000 metredir. Üç kapısı vardır. Bunlar;

1-     Su kapısı veya Çeribaşı kapısı
2-     Kağızman kapısı ve Ortakapı
3-     Behram Paşa kapılarıdır.

Hakim bir tepede kurulmuş olan kale,  Kars şehrinin  sembolü haline gelmiştir.

 

Ani Şehri:

Kars’ın 50 km Güneydoğusunda Türkiye-Ermenisatan hududunda tarihi ve Metruk bir şehirdir. M.Ö. bir yerleşme merkeziydi. Fakat bir kale şehir olarak önem kazanması orta çağa rastlar. Bugün kalıntılarına rastladığımız şehir, Kuzey-Doğu Anadolu'daki Bağratı Krallığı tarafından 806 yıllarında kurulmuş 961 yılında bu Krallığın merkezi olmuştur. Ani krallığı 732-772 ve 806-1064 yılları arasında toplam olarak 298 sene devam etmiştir.

1044 tarihinde Bizans hakimiyetini kabul eden Ani 1064’te Alparsalan tarafından fethedilmiştir.  Alparslan burayı  yerli Şeddadiler'e bağışlamış bu beylik zamanında Ani çok gelişmiştir. 1224’te şehir Gürcüler tarafından ele geçirildi ve bir Ermeni ailesine tımar olarak verildi. 1239 da Moğullar aldılar, 1319 tarihinde şiddetli bir deprem Ani'yı bugünkü manzarasına getirmiştir.

Havariler Kilisesi (Kümbet  Cami): Bağratlı sülalesi zamanına ait bir kilise olup Kral Abbas II. Takvor tarafından 932-937 yılları arasında 12 havari adına inşa ettirilmiştir.  1579 yılında camiye çevrilmiş ve Selçuklu Kümbetlerine benzer kubbe yapısı dolayısıyla vakıf kayıtlarına Kümbet cami olarak geçmiştir. 1778 yılından sonra, Ruslar tarafından tekrar kiliseye çevrilerek onarım ve ilaveler yapılmıştır. Dört yapraklı yonca ve haç planlı olan kilisenin kubbe kasnağının pencere kemerleri arasında bulunan 12 havariye ait kabartma resimler oldukça ilgi çekicidir. Kale içi mahallesinde ki bu güzel yapı bugün müze olarak kullanılmaktadır.

Müze: Hitit, Urartu, İskit, Roma, Bizans, Ermeni ve Selçuklu medeniyetlerine ait muhtelif arkeolojik eserler bölgenin etnografik eserleri teşhir edilmektedir. Ayrıca zengin bir sikke koleksiyonu vardır.

Ulu Cami:

Paşa Sarayı:  1579 Yılında beylerbeyi sarayı olarak yapılmıştır. Osmanlı devleti sivil mimarisinin güzel ve ilgi çekici eserlerinden bir olan bu yer, 1828 Osmanlı-Rus savaşında yıkılmış olup bugün harap bir durumdadır.

Taş Köprü: 16. Asırda (1579) da yapılmış, Kars suyunun iki kıyısına birleştiren üç gözlü bir köprüdür. Bugün hala kullanılmaktadır.

Yusuf Paşa Cami: 1663 yılında Seyyid Yusuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bugün aynı adla mahallenin camisi olarak ibadete açıktır.

Bunlardan başka şehir merkezinde büyük ve küçük Abdi Ağa, Hacı Veli ve Ali Ağa camileri ile kale içinde Cemal Baba, Evliya cami  haziresinde Hasan-ı Hırkani türbeler, Namık Kemal’ın dedesi Abdullatif Paşa ile oturmuş olduğu, taş köprüye bitişik ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı binası gibi tarihi yapılar vardır.

Yine, Taşköprü civarında halen kullanılmakta olan 17 ve 18. Asırlardan kalma, İlbeyoğlu, Mazlumağa (Topçuoğlu) ve Cuma Hamamları bulunmaktadır.

Evliya Cami: 1579 büyük onarımı esnasında yapılan camilerin en önemlisidir ve III. Murat adına yapılmıştır. 1604 ve 0628 de tahrip edilmişse de yeniden yapılmıştır. Bugün ibadete açıktır.

Surlar: 977-987 yılları arasında inşa edilmiştir. Oğuzlar şehri aldıktan sonra onarım görmüştür. Çok sağlam olan surların büyük kısmı bugün ayaktadır.

Katedral:  Yirmi üç yılda (987-1010) ancak yapılıp tamamlanabilen bu muhteşem eser 1064'de Alpaslan tarafından, fetih sembolü olarak camiye çevrilmiştir ve Fethiye Cami adını almıştır.  Sonradan tekrar kiliseye çevrilen yapı şehirle birlikte terkedilmiştir.

Menuçhr Cami: Şeddadilerden Ebu Suca Menuçehr tarafından Selçuklular adına inşa ettirilmiştir. (1072) Anadolu’daki ilk Türk-İslam eserlerindendir.

Ebül Muhammeram Cami: 1195 tarihinde inşa edilmiştir. Kubbe süsleri ve değişik sitildeki mimarisiyle çok ilgi çekici bir eserdir. Minare değişik renkte taşlarla yapılmış olup yukarı kısmında kabartma bir at nalı ve “Bismillah” ibaresi vardır.  Halen dış avlu veya son cemaat yeri ile mihrap kısmı yıkıktır.

Saray: Şehrin batı yamacındadır. Üç katlı yapı olan bu eser Türk-İslam sanatının en güzel örneklerinden biridir. Bilhassa portal ve cephe duvarının süsleri de dikkate değerdir.

Aiz Greguar Kilisesi: Anı şehrinde bulunana Gatik kilisesi, III. asırdan kalma bir gürcü kilisesi, Arpaçay kıyısında rahip ve iki manastır on yıllarda ki kazılarda meydana çıkarılan Selçuklulara ait iki hamam, mağara şeklinde kiliselerle kaya mezarları vardır. Son yıllarda yapılan kazılarda buluntuların büyük kısmı il müzesinde teşhir edilmektedir. Yılların, tabiatın ve cahil insanların amansız tahribatı, Ani’deki eserleri yavaş yavaş erimeğe mahkum etmiştir. Fakat bu yerin, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon faaliyetlerine başlanılacağı öğrenilmiştir. Çok yakın bir gelecekte Anı şehrinin  Turistlerin dikkatini çeken yerlerden biri olacağına inanıyoruz. Kafkasya'nın Anadolu’ya açılan kapısı özelliğini taşıması bakımından Kars, Saka-İskit devrinden günümüze mozaik bir kültür çizgisi çizmektedir. Türk Tarihi ve Edebiyatı'nın büyük kaynaklarından tutunda, Dede Korkut hikayelerinin doğuş ve yayılışı da  Kars topraklarından olmuştur. Gelenek, görenek, halk hikayeciliği, maniler, türküler, ozanlık ve benzeri şeylerde görülen değişiklik ve zenginlik,  bugün Türkiye’mizin hiçbir ilinde görülmemektedir. Bu zenginlik Kars’ın eski bir yerleşim merkezi olması, çeşitli kavimleri (Çeşitli etnikleri) çeşitli zamanlarda bünyesinde barındırması ve belirttiğimiz gibi misafirperver bir kapı özelliği taşımasıyla pek ilintilidir.Kurtuluş savaşında yöre halkının en destansı direnişi göstermesi, belki de  bu bilincin yansımasıydı.

       

İlçeleri:

 

Selim: 40 YIL Rus işgalinden sonra, 1920’de  Türkiye topraklarına katılan selin 1957 yılında ilçe oldu.

Susuz: Cılavuzdere düzlüklerinde Paleotik döneme ait buluntular elde edilmiştir. Daha önce Kars'a bağlı bir bucak merkezi olan susuz, 1959 yılında ilçe durumuna getirildi. İlçe merkezi Cılavuz köyündedir. Clavuz kölünde ayrıca öğretmen okulu vardı.

Arpaçay: İ.Ö. IX.- İ.Ö. VI. yy. arasındaki Urartu egemenliği sırasında, yörede Abilianikhi Beyliği vardı. Osmanlı Döneminde önceleri Liva sonraları da kaza olan Arpaçay, uğradığı Rus ve Ermeni işgallerinden  kurtularak Aralık 1920 de Türk toprakları oldu. Eski adı Zaruşad’dır.

Digor: III. yy.’ın sonlarında Arsaklı boyundan Tiridat, soydaşlarının bir bölümünü bu yöreye yerleştirmiştir. Eskiden Tekor ya da Doğor  anılmaktaydı. Digor 1953'te ilçe durumuna getirildi.

Kağızman: Yörenin güneyindeki Mısır Dağı düz yerleşme yerlerinde Kalkolitik dönem özelliklerini taşıyan buluntular elde edilmiştir. III. yy.’da Tiridat, kendi soyundan gelen Karsaklı oymaklarının bir bölümünü de  Kağızman yöresine yerleştirmiştir. Sasanlı Kralı Şahpur, Karsaklı topraklarına saldırınca çok sayıda Karsaklı, yine Kağızman kalesine sığınmıştır. Ancak Karsaklılar Roma ve Mamtkon aşiretinden aldıkları desteğe karşın yenik düşmüşlerdi. (3709) 5.yy. da yörede Kamsaranan aşireti İnternetaktaydı. 1878 de Rus işgalinden sonra 1920 de Türkiye’ye katılmıştır.


Sarıkamış : Kars iline bağlı gelişmiş bir ilçe veya ilçeler arasından biri durumunda olan Sarıkamış’ın ismi 16. Yüzyılda Osmanlı Tahrir defterlerinde “Sarıkamışlı Türkmen Oymağı” adıyla anılır.

 
Sarıkamış